NİYAZİ SELE

NİYAZİ SELE


TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ? #ÖLÜYORUZ

19 Eylül 2020 - 13:28

Bu hayatı bir kez yaşayacaksınız. Öyle büyük hayaller kurun ki, gerçekleştirmek için tüm gücünüzü verin. Öyle aşık olun ki tüm dünyayı karşınıza alabilin. Öyle arkadaşlıklar edinin ki gerçek ve samimi olsun.

Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu T.C. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dahiliye Tıp Bilimleri Bölümü Genel Dahiliye Bilim Dalı (1952-01/04/2020)

Yazıyı okuyan herkese merhaba.

Yaşadığımız olağanüstü süreç ve içinde bulunduğumuz durum kolay değil.

Ülkemizde 11 Mart’ta görülen ilk CoVID-19 vakası ve CoVID-19 kaynaklı ilk ölümden sonra anlıyoruz hayatın, nefes almanın ve anı yaşamanın kıymetini.

Kolay değil….. 6 binin üzerinde can kaybı yaşandı bu virüs yüzünden ülkemizde. Üstelik tedavi gören hasta sayısı da azımsanmayacak kadar çok.

İnsanız biz. Doğamızda var özgürlük. Hangimize zarar vermedi ki bu virüs?

Hepimizi dört duvar arasına hapsetti. Suçsuz yere yatan kader mahkumları gibi evlerimize hapsolduk. Eğitim hayatımız sekteye uğradı. Emekçiler ekmeklerinden oldu. Hayatımız kabusa döndü.

Ama biz pes eden bir millet değiliz.

En kötü günlerde güneş yeni sabaha umutla doğmuyor mu? Doğuyor. Hayata yeniden umutla bakmıyor muyuz? Bakıyoruz. Hepimizin geleceğe yönelik planları var, hayalleri, umutları var….

Ama hayatın , doğanında kendi planları var. En önemlisi de Hakk’ın bizim için yaptığı planları var.

Hayat bir sınav, dünya bir okul ve bizler de talebeyiz.

Yapmamız gereken çalışmadığımız yerden gelen soruları çalışmak zorunda olduğumuz konulardan ve kitaplardan ve edindiğimiz hayat tecrübelerinden yararlanarak bu sınavı başarıyla geçmek.

Bu dünyadaki sınavımızı vize sınavı olarak düşünmek gerekiyor. Finaldeki sınavımız ise Mahkeme-i Kübra’nın kurulacağı kıyamet sonrasında olacak.

Önemli olan bu iki büyük sınavı başarıyla geçip vizeden ve finalden yüksek puan alıp iyiler diyarına gitmek.

Hakk Teâlâ bizleri ve tüm insanlığı yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Görmez misiniz? Akletmez misiniz? Ve Bilmez misiniz?” diye söylemlerle uyarıyor.

Hadi bunu görmezden geldiniz diyelim. Gerçi cennet ülkemizin cennet insanları bunu harfiyen uyguluyor. Ondan yana şüphemiz yok. 

Alemlere rahmet olarak gönderilen ve alemlerin ona hasret olduğu peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bulaşıcı hastalıklarla ilgili hadisi var. Efendimiz (a.s.) bulaşıcı hastalıklar karşısında alınacak önlemleri şu sözlerle buyuruyor.

“Bir yerde salgın hastalık çıktığı vakit, oraya gitmeyin. Eğer, salgın hastalığın çıktığı yerde yaşıyorsanız veya orada bulunuyorsanız, sakın oradan çıkmayın. “

Malumunuz üzere 2020 yılı hiç iyi bir yıl olmadı. Çin’de ortaya çıkan ve dünyayı kasıp kavurarak ortalığı cehenneme çeviren Koronavirüs Küresel Salgını sebebiyle başta biz öğrenciler olmak üzere emekçi kesim ve birçok esnaf bundan dolayı mağdur olmuş durumdayız.

Şimdi derler.

Efendim öğrenci kesimi memnun olmaz. Onlara hiçbir şeyi beğendiremezsiniz falan filan derler. Bu sözler maalesef doğru.

Çünkü eğitim dünyasında ve özellikle üniversite öğrencilerinde bir hoşnutsuzluk ve beğenmeme durumu hakim.

Koronavirüs biz üniversite öğrencilerini maddiyat konusunda derinden sarstı. Gerek uzaktan eğitim sistemine zorunlu ve zorlu geçişimiz, gerekse önümüzü tıkayan belirsizlik yüzünden birçok öğrenci bundan olumsuz etkilendi.

Şimdi bunun konuyla ne alakası var?

 Son günlerde özellikle Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan ve sosyal medya platformu Twitter’da Kariyer Doktoru (Ord. Prof) @EMRAHADAKLI adlı hesabın sahibi Emrah Adaklı adlı kişinin yaptığı okullar açılsın, önlemler alınsın gibi paylaşımlar ve #UnilerUzaktanEgitimİstemiyor, #UzaktanEğitimİstemiyoruz, #ÜniversitelereDarbeYapılıyor, #ünileriYÖKetme ve şimdi de #ünililer18EylüldeSokakta etiketleriyle yapmaya çalıştıkları akıldan, mantıktan, izandan yoksun ve temelsiz kampanya girişimlerinin yaptığı tehlikelerin farkında değiller.

Üstelik Gündem Kıbrıs adlı internet sitesinde yayımlanan ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Öğrenci Konseyi Başkanı’nın yaptığı açıklamalardan haberleri yok galiba.

Sırf üniversite hayatı yaşamak için okula gelen, derdi kızlarla sevgili olup akşama kadar kafelerde ve sağda solda gezip baba parası yiyen bir kesim var. Sözlerim gerçek anlamda okumaya gelen, annelerinin ve babalarının hayır dualarını almış öğrencilere değil, bilakis canları istediği şekilde hareket eden ve okula gelmek yerine kız peşinde koşup hovardalık yapan ve kendilerini geliştirmeden mezun olup işsiz kaldık diye gürültü yapan boş teneke görünümlü içi boş kişilere. Hakk’ın ilk emrini ifa eden ve icra eden ve ilim öğrenerek Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu ve bize emanet ettiği cennet ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak, çağdaş dünyada yaşanan gelişmeleri ve yenilikleri takip ederek Hakk’ın rızası ve anne ve babaları başta olmak üzere herkesin hayır duasını alan ve vatanına, milletine v bayrağına hizmet edecek olan öğrencilere yönelik kötü bir şey demeye ben dahil kimsenin hakkı yoktur.

Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere katıldığı bütün savaşları kazanan Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK’ün cephede bile okumaktan vazgeçmediğini ve savaşı yönetirken bile gelecekte kuracağı Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim ve öğretimde neler yapacağını, hatta günümüzde kullandığımız matematik ve geometri terimlerini de onun bulduğu gerçeğini hatırlatmakta fayda var.

Ama günümüzdeki üniversite gençliği ve öğrenciler maalesef üniversiteyi özgürlük olarak görüyor. Aslında bu konuda hak vermek gerekir gençlere.

Neden diye sormayın bana.

Açıklayacağım sebepler ve sonuçlarını okuyunca anlayacaksınız.

Cumhuriyet’in ilanından günümüze kadar başarılı bir şekilde sürdürülen eğitim ve öğretim faaliyetlerinin ülkemizi uluslararası platformlarda başarıyla temsil eden bilim insanlarını yetiştirdiği su götürmez bir gerçek.

Genç Cumhuriyetin önündeki en büyük sorunların başında sağlık ve eğitim geliyordu.

Savaşlar karşısında bitmiş, maddi olarak tükenmiş olan yoksul Anadolu’yu ve yok olmanın eşiğinden alan ve Türk Milleti’ni içine düştüğü ateş çemberinden çıkaran Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra yaptığı ilk devrimler eğitim ve sağlık üzerine olmuştu.

Kolay değil bu devrimler….

Bağımsızlığını yedi ülkeye karşı verdiği savaşlarla kazanan Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları ile birlikte aziz şehitlerimizin döktükleri kanla kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin em büyük sorunlarından birisi de hiç kuşkusuz eğitim ve sağlıktı.

Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK’ün eğitim ve sağlık için yaptığı çalışmalar ve verdiği destekler malumunuz. Sosyal devlet anlayışı ve ilkesine göre olmazsa olmaz etkenlerin başında eğitim ve sağlık geliyor.

Eğer bir toplum eğitimden ve sağlıktan yoksun bırakılırsa temiz duygular ve bedenler istismar edilerek kirli amaçlar için kullanılır. Üstelik bunu yapanlar sadece toplumlara zarar vermezler. Devletleri de yıkarlar. Tarihi bir araştırsanız bunun birçok örneğini görürsünüz salgın hastalıklar ve cehalet yüzünden yıkılan devletleri ve yok olan toplumları.

Eğitimin ve sağlığın olmadığı bir ülke hayal edin.

Hayal etmesi bile korkunç değil mi?

Eğitimin olmadığı, sağlığın hiçe sayıldığı ülkelerde liyakatsiz, tecrübesiz, bilgi ve edepten yoksun yöneticiler devletlerin ve toplumların başına geçtiği zaman vereceği zararların haddi ve hesabı yoktur.

Beş bin yıldır tarih sahnesinde yer alan ve köklü bir devlet geleneğine sahip kadim Türk Milleti’nin tarih boyunca kurdukları devletleri ve dönemlerini incelemekte yarar var.

Kurduğumuz tüm devletlerin kötü biten sonları ve uğradıkları akıbetler ve yaşadıkları hazin sonların temeli ortaktır: Eğitimsizlik, Liyakatsizlik, Salgın hastalıklar v.s.

Şimdi bunun konu ile ne ilgisi var diye soracaksınız.

Malumunuz üzere olağanüstü bir sürecin içinde yaşıyoruz. CoVID-19 Koronavirüs Küresel Salgını başta biz öğrenciler olmak üzere herkese ve her kesime çok büyük zarar verdi.

Salgının seyrinin tehlikeli boyutta ve okulların risk altında olması sebebiyle çocukların ve öğrencilerin bu virüsten korunmaları için eğitim-öğretime zorunlu ara verildi.

Ya devletimiz bu konuda hızlı karar alıp okullar başta olmak üzere toplu alanları kapatmasaydı ne olurdu sizce?

Cevabını vereyim.

Bir nesli bu virüs yüzünden kaybederdik.

Günümüzde genç nüfusunu ve çocuklarını salgın hastalıklar ve virüsler yüzünden kaybeden ülkelerin her anlamda kendilerini toparlamaları yıllarca sürüyor. Neslini bu tür salgınlar sonucu kaybeden ülkeler hem ekonomik, hem sosyal, hem de kültürel olarak 30-35 yıl geriye gidiyor. Sadece bu tür salgın hastalıklar etkilemiyor ülkeleri. Savaşlar, depremler ve en önemlisi de cunta lideri darbeci Kenan Evren gibilerinin 12 Eylül 1980’de yaptığı gibi askeri darbeler de nesilleri yok ediyor.

Salgının tehlikesinin farkında olmayan ve okullar açılsın diye ısrar eden öğrencilere hatırlatmak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde T.C. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görevli ve 6. Sınıf öğrencisi intörn Dr. Merve Mercan’ı Koronavirüs denen illet yüzünden kaybettik.

Hayatının baharında ve hayallerinin peşinden giderek doktor olan bir genç kızımızı, arkadaşımızı vurdumduymaz, umursamaz ve inatla maske takmayan insanlar yüzünden kaybettik. Sadece Merve Mercan’ı değil, Koronavirüs için ilk kez teşhis koyan ve bu virüs yüzünden 1 Nisan 2020’de yitirdiğimiz Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu ve diğer doktorlarımızı ve hemşirelerimizi de unutmamak gerekiyor.

Hastalık için canla başla mücadele eden ve bu uğurda canlarını veren doktor ve hemşirelerin ve T.C. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca’nın ısrarlı uyarılarını kulak ardı eden, laftan anlamayan, testleri pozitif çıkmasına rağmen tedbirlere uymayan ve karantinadan kaçanların cezasını hepimiz çekiyoruz.

Üstelik beyefendi kişiliği ve ekonomi alanındaki bilgisi ile Türkçemizi doğru ve düzgün kullanarak herkese örnek olan Milliyetçi Hareket Partisi lideri Dr. Devlet Bahçeli’nin Türk Tabipleri Birliği’ni hedef alan sözleri de maalesef kırıcı ve üzücü oldu.

İçinden geçtiğimiz olağanüstü durum ve yükselişi önlenemeyen salgın yüzünden zor günler geçirdiğimiz bugünlerde başta .siyasi liderler olmak üzere herkes aklıselim olmak zorunda.

Bakanlığın açıkladığı günlük Koronavirüs verilerinin gerçeği yansıtmadığı toplumun her kesimi ve TBMM’nde bulunan tüm muhalefet vekilleri tarafından dile getiriliyor.

Öyle ki, her 5 Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu ve milletvekilinin 3’ü Bakan Koca’ya inanmıyor diye anketler dolaşıyor. Gerçi anketler ne kadar doğru orası bilinmiyor.

Dört duvar arasında ne zaman biteceği belli olmayan ve büyük zararlara ve can kaybına yol açan Koronavirüs yüzünden insanların morallerinin bozulması ve işlerini kaybetmeleri yetmiyormuş gibi bir de kurallara uymayan ve maskelerini takmayan ve testleri pozitif olmasına rağmen karantina kurallarına uymayarak hastaalığı başkalarına bulaştıranlar yüzünden doktorların ve sağlıkçıların verdikleri emekler boşa gitmeye başladı.

Öyle insanlar var ki bu ülkede. Koronavirüse yakalandığını öğrenince ailelerine, arkadaşlarına ve tanıdık tanımadık herkese, hatta husumetli kişilere de dahil, “Ben virüsü kaptım. Size de bulaştırıyorum. Siz de bu hastalığa yakalanın.” v.s. gibi söylem ve eylemlerle virüsü kasten, bilerek ve isteyerek bulaştırıyor. Ve yapılan hiçbir uyarıyı dikkate almayıp kavga çıkarıyorlar.

Koronavirüse karşı amansız bir savaş veren doktor ve hemşirelerin takatleri kalmadı. Verilen sözler lafta kaldı. Farkında mısınız bilmem ama doktorlar ve hemşireler tükeniyor. Moralleri bozuk. Bir de Türk Tabipler Birliği’nin hedef tahtasına konulması deyim yerindeyse bardağı taşıran son damla oldu. Yine de bu virüs için savaşmaya devam ediyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi ve ortağı Milliyetçi Hareket Partisi tarafından Türk Tabipleri Birliği hedef tahtasına kondu. Peki bunun sebebi ne derseniz söyleyeyim.

Şeffaf olmaları ve sorunları ve yapılan haksızlıkları cesurca söylemeleri.

Tıpkı Baytarlık Fakültesi (Veteriner Fakültesi) bünyesinde yapılan dünyanın sayılı ve ülkemizin ilk ve tek hayvan hastanesini Diş Hekimliği Fakültesi’ne devretme kararı alan T.C. Selçuk Üniversitesi’nin çiçeği burnunda yeni rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy’a aldığı vahim hata içeren kararları nedeniyle tepki gösteren veterinerler, meslek odaları, akadamisyenler ve öğrencilerin adil ve hukuksuz anlayışa tepki göstermeleri gibi….

Özellikle Koronavirüse yakalanan aile hekimlerinin ve sözleşmeli sağlık personelinin tedavi gördükleri süre boyunca tam maaş alamamaları ve yapılan kesintiler ve diğer sorunların ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekiyor.

Salgın için canla başla mücadele eden doktor ve hemşirelerin özlük hakları ivedilikle iyileştirilmeli, Koronavirüs meslek hastalığı olarak görülmeli ve bu hastalık yüzünden hayatını kaybeden başta Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu olmak üzere geçtiğimiz günlerde Koronavirüs yüzünden genç yaşında hayatını kaybeden T.C. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. Sınıf öğrencisi intörn Dr. Merve Mercan ve ismini yazamadığım birçok doktor ve hemşirenin ve diğer sağlık personelinin Görev Şehidi olarak kabul edilmesi gerekiyor.

Ayrıca Koronavirüs testi pozitif çıktığı halde karantinaya alınamayan ve/veya karantinadan kaçan, hastalığı gizleyen ve bu virüsü kasten diğer insanlara bulaştıran kişilerin Salgın hastalıklar için alınan tedbirlere uymamak, Adam öldürmeye kasten teşebbüs etmek ve Hıfzısıhha Kanunu ve ilgili kanunlara muhalefet etmek ve tedbirlere uymamak suçlarından yargılanarak en ağır cezaya çarptırılmaları ve ağır tazminata mahkum edilmeleri elzem ve ihtiyaçtır.

Salgın nedeniyle alınan tedbirlere uyma ve uymayan kişileri uyarma konusunda en büyük görev üniversite öğrencilerine ve aklıselim insanlara düşüyor.

Üniversite öğrencilerinin konuya daha duyarlı yaklaşarak toplumun diğer kesimine örnek teşkil edecek davranışlar sergilemesi ve sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü olarak görev alarak salgın için ciddi anlamda farkındalık yaratabilirler.

Aslında İletişim Fakültelerinde verilen Kriz Yönetimi derslerinde verilen teorik bilgilerin gerçek hayatta yapılan ve yapılmaya devam edilen canlı bir tatbikat oldu. Olağanüstü durumlarda nasıl hareket edilir, ne tür planlar yapılır. Bunu uygulamalı olarak öğrendik.

Emin olun okullarda bu eğitimi parayla alamazsınız. Ama hayat bize bedava öğretiyor bunu.

Çünkü tecrübe en iyi öğretmendir. Önce yaşatır. Sonra da öğretir. Öğrettikten sonra da hayat boyu hafızanızda yer edinmiş olur bu tür olaylar.

Ama Koronavirüs küresel salgınının bir de iyi yönü oldu diyebilirim. Büyüklerimiz şöyle derler. “Bir musibet, bin nasihatten evladır.”

Koronavirüs küresel salgını sizleri bilmem ama benim için güzel bir fırsat oldu. Fırsat bulup okuyamadığım kitapları okuma, izleyemediğim filmleri ve dizileri izleme fırsatı buldum. Üstelik kendi iç dünyama ve özüme dönme fırsatı buldum. Üstelik aldığım kurslar da cabası.

Aniden oluşan ve ortaya çıkan krizleri başarılı bir şekilde yönetmek herkese nassip olmuyor diyebilirim.

Aslına bakarsanız yaşadığımız bu zorlu dönem ve olağanüstü süreç biz öğrenciler için de bir nevi fırsat oldu. Bu dönemi verimli ve başarılı bir şekilde değerlendiren, halinden şikayet etmek yerine üreten ve kendisini geliştiren öğrenciler daima kazanan olmuştur.

Uzaktan eğitim sürecine zorunlu olarak geçiş yaptığımız bu dönemde eksiklikler daima olmuştur. Ama bu eksiklikleri tamamlamak öğrencilerin ve öğrenmek isteyenlerin eline geçen büyük bir fırsat oldu.

Ama eğitimdeki sorunlar geçmişte de vardı. Günümüzde de var. Ve böyle giderse var olmaya devam edecek. Eğitim ve sağlıkta dijital dönüşüm olmak zorunda. Bazen değişmekten korkarız. Ama değişim kaçınılmaz olduğunda mecburen uymak zorunda kalırız. Ama işinin ehli ve liyakat sahibi olan yöneticilerle bu mümkün olur.

Peki sorun nereden başlıyor?

Aslında bu sorun günümüzde gençlerin ilkokula adım attığı günden itibaren başlıyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek başına iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden belliydi eğitim sisteminde köklü reformların(!) yapılacağı. 18 Kasım 2002’de eski Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kurulan 58. Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyeti (58. Cumhuriyet Hükümeti)’nde görev alan Prof. Dr. Hüseyin Çelik eğitimde köklü değişiklikler başlatmış(!) ve yenilikçi reformlar (!) getirmişti.

Güya getirilen yenilikler(!) ve yapılan köklü reformlarla (!) eğitimde çağ atlayacaktık.

Sürekli değişen sınav sistemi, sayfa ve kelime sayısı azaltılan ders kitapları, azaltılan ders saatleri ve kaldırılan okul müfredatları ve daha niceleri…

Dönemin T.C. Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik tarafından başlatılan eğitimde yenilik ve reformlar(!) bakanlık koltuğuna oturan kişiler tarafından yenileriyle değiştirildi.

Yeni gelen her bakan kendilerine has yeni sistemler kurup reformlar(!) yaptı.

İsmi sürekli değişen sınavlar yüzünden çocuklar yarış atına dönüştürüldü. Çünkü deneme-yanılma yöntemi ile yapılan sistemsel değişiklikler hem öğrencilere, hem de velilerine maddi ve manevi olarak büyük zararlar verdi. Anne ve babaların çocukları için kurdukları hayaller ve beklentiler ile birlikte sınavlardan yüksek puan beklentisinin de bunda payı büyük.

Haliyle anne ve babaların beklentisi büyük olunca çocuklar öğrenmek yerine sadece not alıp takdir, teşekkür ve onur belgesi almak ve ailelerinin gözünde itibar görmek için çalışır oldular. Üstelik bu yalnıza ilköğretim için değil, ortaöğretimde de devam ediyor. Üniversitede de devam ediyor. Ve bu şekilde devam edeceğe de benziyor.

İlköğretimden itibaren sadece test çözerek puan almaya alıştırılan ve öğrenme ve öğretme odaklı ve doğru bilgi destekli eğitim anlayışından uzaklaşılması yüzünden bilgiyle donanmayan, tecrübe edinmeyen ve muhakeme yeteneğinden yoksun beyaz yakalı işşizler ordusu yaratıldı.

Zaten üniversiteleri bölerek yeni üniversiteler açarak ve ülke genelindeki okulları İmam-Hatip Okulları’na dönüştürmekle ve sadece dua ederek, muska v.s. takarak hastalıklardan korunmamızı beklemek, işin başına ehil olmayan liyakatsiz ve ehliyetsiz kişileri hak etmedikleri görevlere getirerek faydalı olmalarını ve ülkeye hizmet etmelerini beklemek abesle iştigal etmek demektir.

Bu arada bataklığı kurutmadan istediğiniz kadar sinek ilacı sıkın. Faydalı olmaz. Aksine zararlı olur. Hem sağlığınız, hem vaktiniz, hem de paranız gider. Okullar açılsın da üniversite hayatı yaşayıp, kafelerde ve sağda solda gezmek derdinde olup, salgına rağmen okullar açılsın deyip öğrencilerin hayatlarını tehlikeye atan kişilere sesleniyorum. Bu iş öyle sizin istediğiniz gibi olmuyor. Salgın sona ermeden, son hasta da iyileşip taburcu edilmeden, ve en önemlisi de Koronavirüs Aşısı üretilip insanlığın hizmetine sunulmadan okullar ve sosyal alanlar A-ÇI-LA-MAZ. Benden demesi.

Kalın sağlıcakla.